30 Aralık 2010 Perşembe

Yabancı bir şehirde ben...

2 yıl önce düştü yolum bu şehre...
Yeni başlangıçlar heyecanlandırır beni hep...Ama insan,özellikle bayanlar evlenip de uzaklara gidince bambaşka bir ruh haline bürünüyor...evet evet kesinlikle öyle oluyor...
Önceleri pek anlamamıştım içine düştüğüm ağır düşüncelerin...
Okumak veya çalışmak için şehir yada ülke değiştirmeye benzemiyor bu göç...
Bu şehirde en çok neler düştü aklıma;
Annem babam düştü aklıma mesela daha önce hiç olmadığı kadar.Onların herşeyi benim için iki kat önem kazandı.Sanki onlar çocuk oldu ben ana-baba.Parmakları kanasa benim içim kanadı hep...
Uzun uzun düşünmeye vaktim oldu hep bu şehirde,düşündükçe de yiyip bitirdiğim aklım biraz eziyet çekti haliyle...Olmadık şeyler olmadık insanlara takıldı aklım.Kalbim çok kırıldı mesela kimselerin haberi olmadan...En çok bir yerlerde izlerini kaybettiğim dostlarımdı kalp ağrılarımı tetikleyen...İnsan herşeye uzak olunca daha çok düşünülsün daha çok aransın istiyor...
Ama kimsenin birbirine tahammülü kalmadığı bir dünyada biraz fazla iyimserlikti hatırlanma isteği...
Çok direndim ben böyle olmayacağım diye ama sonra pes ettim.Daha doğrusu pes ettirdiler,bu "incelikli" davranışım soru işaretleri uyandırdı kanımca.Kimse niyetimin incelik olduğunu aklına getirmek istemedi sanırım,başka şeyler aradılar bunların altında.
Sağlık ve sağlıklı olmak konusundaki endişelrim tavan yaptı yalnızlıktan...Aklım kendi kendine kinetik enerjiyle çalışan bir mekanizma gibiydi; benim en ufacık bir hareketimde kendiliğinden çalışmaya başlıyordu.Durmaksızın çalışarak beni olmadık korkulara salıyordu.O zamandan bu zamana temmennim,"Allah'ım sen beni ve sevdiklerimi koru,bize vermiş olduğun en büyük nimetlerinden birisi olan sağlığımızı muhafaza et,bizlere verdiğin sağlığa sağlık kat,bizlere verdiğin şifaya şifa kat,gülen yüzlerimizi daha da güldür" oldu.
Her akşam bu duayla günümü bitiriyorum artık.
Buraya da yazıyorum ki okuyanlar olursa belki hoşlarına gider,onlarda dahil etmek isterler belki bu duayı ömürlerine...Katılanı çok oldukça tınısı ve kabulu daha da artan ilahi bir iç dökümdür dua...Evrene gönderirsek ,minik fısıltılar halinde bile olsa yerini bulur,fısıltılar muhteşem bir tınıya dönüşür...Boşuna dememişler "Dünya dua ile döner" diye...

Bu şehir hüzünlendiğim şeyleri derinleştirdi evet...
En çok bu son iki yılda idrak ediyorum mesela yaşadığımız dünyanın ne kadar boş olduğunu...Çok da fazla anlam yüklememek gerektiğini her meseleye...27 yaşımdan buyana hayatımda bu duygu ağır basmaya başladı.
20 li yaşlarımın başında hevesliydim.Heveslerim çoktu.Okulu bitireyim,çalışmaya başlayayım,kariyer edineyim hevesi  herşeyin üzerindeydi.25 li yaşlarımdan sonra bütün dünyayı yerinden oynatabilirdim artık.O kadar derin bir güç hissederdim çimde.Heyecanlarım müthiş bir seviyedeydi.Herşey için heyecanlanır,heveslenir,biraz da hırslanır,taşları sıkıp sularını çıkartasım gelirdi.Üstüste gelen hayal kırıklıklarım bu  müthiş yaşam şevkimi ard ardına kırdı.Onlar kırıldıkça ben daha çok öfkelendim.Öfkelendikçe bir sorumlu suçlu aradım hep.Hayır başarısızlıkları üzerime bugün bile almıyorum.Çünkü ilk iş yaşamımdaki çöküntüler benim hatalarımdan dolayı olmadı.Ben üzerime düşeni yapıp geriye dönüp baktığımda şimdi gurur duyduğum bir azim göstermiştim.Öfkem ,çabalarımın ve emeklerimin disiplinsizlik ve sorumsuzluk yüzünden heba olup gitmesiydi.Ellerimle emek emek kurduğum şirketimin çöküşünü engelleyememiştim.Ah ne üzülüp ne kahrolmuştum o zamanlar...
27 yaşında,ölesiye yorgun,üzgün ve öfke doluydum...
Sonra anahtar ters döndü birden...
Her şey değişti.
Yolum bu şehre düştü O'nunla beraber.
O geldi hayatıma,sihirli parmaklarıyla bir dokundu hayatıma,herşey değişti.Griler ebruliye dönüşmeye başladı.
Sevgili eşim Gökselle tanıştıktan sonra hayatımdaki süratli değişimi ben bile takip edemez olmuştum.
Güzel Allah'ım benim için bir kapıyı kapatmış,işte burada,tam karşımda yeni bir kapı açmıştı bana...

22 Aralık 2010 Çarşamba

zeytin,yasemin kokusu,begonvil moru,hafif bir esintiyle başlayan akşam...

Ne çok küçük ,ne çok büyük bir bahçenin ortasındayım...Elimde hortum yaseminim ve begonvilimi suluyorum.Bir yandan da ocakta ki taze fasulyemin pişmesini bekliyorum.Akşama Belginler gelecek,mangal yapacağız bahçede...Göksel de çayını almış her zamanki gibi kurulmuş masaya laptopunda çalışıyor. Ben suladıkça yasemin tütüyor...Ben çiçeklere ağaçlara isim vermeyi çok seviyorum ama bu yasemine verecek bir ismim yok çünkü onun ismi zaten çok güzel.Begonvilimin ismi ise Suzan:-) Bu gün aşağıda kurulan köylü pazarındaydım.Hardal otu,taze nane,kabak,patlıcan,deniz börülcesi ve limon aldım.Kırmızı pancar da,salataya koymak için...Hatice Teyze sonunda istediğim zeytinyağından getirmiş...Keskin ve kokulu.Şöyle salata da kendini belli etmeli zeytinyağı,biraz kokulu biraz sert olmalı...Sabah hava hafif esiyordu şimdi duruldu.Sıcak mı sıcak yani şuan.Güneş batmak üzere ya en hararetli sıcakları bu saatlerde olur buraların.Komşumda da akşam yemeği hazırlıkları başlamış.Yavaş yavaş denizden dönüyor herkes.Nasıl da acıktık denizden sonra hepimiz.
Bu uzun elbiseyle,başımdaki mavi tülbentle bir ömür burada olmayı istiyorum o anda.Bu Yasemin hep tütsün,Suzan çiçek açsın hep pıtır pıtır,annemle babam gelsin az sonra,komşuların çocukları kudursun hep ben razyım,hiç bimesin isterse bu sıcak da,deniz tuzuyla iki gün yaşayayım,saçlarım karışsın,uzaktaki bir teknenin yelkenleri çarpsın gözüme,Göksel o masada çayını içsin hep,Hatice Teyze bana hep o zeytinyağından getirsin,Belginler gelsin mangala,yaz hiç bitmesin,tam burada bu bahçede dursun zaman,rüzgar ılgıt ılgıt Bodrum essin,kokusunu getirsin limon çiçeklerinin...

17 Aralık 2010 Cuma

ilk defa...

Artık aradığım yerde bulamadığım arkadaşımla yaptığım heycan dolu yazışmalar gözüme çarpan,burnumda hep aynı koku,kulağımda hep aynı şarkı,kabaran göğüs kafesim,kağıt kesiği gibi sızlayan kalbim...Zaman!çabuk geçiyorsun ama izlerini götüremiyorsun giderken...
Böyle bir iç ses geldi otudu nicedir kalbime...
Değişik bir şey bu.Bugünlerde uykularım deliksiz ve çok değişik rüyalar görüyorum.Ama en garip olanı da şu; evlenip şehir değiştirdiğimden bu yana gördüğüm rüyaların mekanı hep İstanbul Göztepe'deki eski evimiz.Yani çocukluğumun geçtiği ev,mahalle sokaklar...Çok özlüyorum.Son birkaç yıldır birşeyleri hep çok özlüyorum.Bir şeyin içindeyken veya yanındayken kıymetini bilmeyiz hiç bir şeyin işte o misal ben de uzaklara gidince böyle oldum.Ama hep aynı rüya mekanı gelir çöreklenir mi bir insanın uykusuna?Oluyormuş demek...
Bu sene kış geç geldi ama gelirken ilk olarak kar hediye etti bize...Ben karlı havaları çok severim.Aralıksız kar yağan bir kış gecesinde şimdilerde ulaşamadığım bir arkadşımla yazışmalarımıza rastladım tesadüfen...İçim cız etti.Zamana kafam takılı epeydir...Çok hızlı geçiyor ...Herkeste böyle midir ama ben geçmişle bağlarımı çok zor koparırım...Tırmalarım resmen.İzin vermiyorum hayatımdan hiçbirşeyin gitmesine...İyi mi yapıyorum kötü mü bilmiyorum.Gitmesin istiyorum hiçkimsem hiç birşeyim bir yere.Hep bende dursun hep burda kalsın istiyorum canımı sıksalar da sıkmasalar da...Belki ömrümden çıkardıklarım veya kendiliğinden çıkıp gidenler farkında değil ama ben dönüp dönüp anımsıyorum herşeyi.Farklı zamanlarda farkılı yerlerde.Hatta rüyalarımda bile:)Ama beni hep sevindiren bir şey var.Vazgeçmedim hiç heyecanlanmaktan,sevinmekten ufak şeyler için bile,coşkuyla bir işe sarılmaktan...Sevinçlerim hep dışımda hala ,heyecanlarımda...Ben böyleyim ve böyle olmayı seviyorum...Hep dışımda dursun güldüklerim,sevindiklerim,heyecanlandıklarım.Ben sevinince herkes bilsin,onlarda benimle birlikte sevinsin,ben heyecanlanınca herkes anlasın ,heyecanıma ortak olsun istiyorum hala:)Sevinçlerim eski mutsuz bir anıya takılıp kalınca gidiyor hep.Ya da sebebsizce hayatımda çıkıp giden herşey ve herkes aklıma gelince...Bir kış gecesi... Kulağıma çalınan eski bir şarkı...Çocukluğumdaki kokular...Kağıt kesiği gibi sızlayan kalbim...Akıp giden zaman...Sımsıkı sarıldığım heyecanlarım...Çocukluğum...Yabancı bir şehirde ben...